Bizde ve Dünyadaki Cemaat Kavramları

Son günlerde Japonya ve Amerika’da ciddî iki inanç terörüne şahit olduk. Zaten eskiden beri İslâm dışı inançların içinde teşekkül eden tarikat cemaatlerinin ne kadar saldırgan olduğunu, bulundukları topluma ne kadar düşman olduklarını gösteren pekçok örnekler seyretmekteyiz. Bir an için bu örnekler Cenab-ı Hakk’ın özellikle bizim medyamıza verdiği müthiş derslerdir.

Bizde ve Dünyadaki Cemaat Kavramları
Bizde ve Dünyadaki Cemaat Kavramları

Tartışmasız olarak en yüce din, en yüksek inanç kaynağı olan İslâmiyeti, içimizdeki güveler anlamamakta direniyorlar. İnsanları kardeşlikten, insanlık sevgisinden kurulu bir muhabbet çemberi içinde birleştirmeye çalışan tarikatlara karşı pek çok medya kalemi ne çirkin yargılarda bulundu. Ne dehşet mizansenler hazırladı.

Kişilerde olan paranoya hastalığı herhalde bazen toplumlara da geçiyor. Biliyorsunuz paranoya ne demek? İnsanların kendi nefislerinde oluşturdukları çirkinlikleri çevrelerinde var sayma sapıklığıdır. Osmanlı toplumunun ekonomik yapısından ticaretine kadar bütün örgütlerinde insanlık sevgisini temsil eden İslâm’daki cemaat ve tarikat kavramları zaman içinde insanlık sevgisi ve dostluğun vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Bu topluluklar içerisindeki rind ve dervişlik kavramları adeta harika insan ahlâkını temsil etmiştir. Genel olarak İslâm’daki tarikat ve cemaat mensupları, değil bir insana zarar vermek, farklı inançtaki insanlara bile yardım ellerini uzatmış ve tarih boyunca aklı başında herkesi hayran bırakmıştır.

Batı’da Filistin’in içine düştüğü bunalım ve dayanılmaz işkenceler dolayısıyla gösterdiği şiddetli tepkileri bahane ederek İslâmı terörist gösterme alışkanlığı aslında hiçbir zaman revaç bulmamıştır. Böyle bir çirkin iftiraya ancak bizim marksist ateist aydıncıklar sahip çıkmıştır. Batı medyası hiçbir zaman iftira zemini üzerinde yaşamamış, elinden geldiğince dürüst olmaya gayret etmiştir. Milletimizin hazin kaderini gözler önüne sermek için Batı’dan ve bizden birer örnek vermek istiyorum.

Amerika’yı hüzne boğan çirkin terör olayından sonra Amerikan basını kendi şartları içinde ilk heyecanla bu terörü Ortadoğu menşeeli olarak görmüştür. Gerçekler anlaşılıp, bunun kendi içlerinde pek çok olan sapık tarikatlar tarafından yapıldığı anlaşılınca bu konuda önyargı ile hareket eden bütün Amerikan gazeteleri İslamî cemaatlerden özür dilemişlerdir.

Bir de bizdeki hâle bakın! PKK’nın tertip ettiği açıkça belli olan Sultanahmet’teki terör planlaması bizzat emniyet tarafından hedefin Ayasofya’da turizme karşı hazırlandığı ifade edilmesine rağmen marksist ve ateist yayınların temsilinde kendinden başkasına şeref (!) payı bırakmayan bir gazete bomba yüklü otomobilin kendi matbaası önünde durduğunu iddia ederek terörü İslâma yükletmek istemiştir. Mazeret olarak o sokakta kırmızı bir arabanın bir süre park edildiğini ileri sürmüşlerdir. Bu gayretkeşliğin hüsrana uğrayacağı başından belli idi. Yıllarca marksist yalan söylemez, sahtekârlığı ile milleti aldatanların kasıtlı olmayan böyle bir iddiası karşısında en azından mahçup olması, özür dilemesi gerekmez mi?

Daha çirkin bir gerçeği Güneydoğu olaylarında görüyoruz. Yıllarca Güneydoğu’daki ayrılıkçı hareketleri sol basın tarikatlara bağlamak istemiş, hatta bu konuda devlet arşivlerine düzmece raporlar konmuştur. Hâlbuki büyük ihmallerle yıpratılan Güneydoğu halkının bütünlüğünü, Türk devletine bağlılığını, marksistlerin her fırsatta saldırdığı tarikat şeyhleri sağlamıştır. Ve de Güneydoğu’da ayrılıkçı kampanya marksist PKK tarafından inançlılara karşı başlatılmış bir harekâttır.

Eğer gerçekten Güneydoğu’daki olayların sağlıklı bir platformda incelenmesi isteniyorsa kürt kardeşlerimizin Osmanlı döneminde olduğu gibi Türk’ün ikiz bir kardeşi olması isteniyorsa önce İslâmın kardeşlik çizgisini temsil eden manevi gücü net bir şekilde tanınıp Güneydoğu halkına inandırıcı bir biçimde müslüman bir kitle bilinci verilmelidir. Zaten Güneydoğu’da RP’nin bu bölgedeki sıcaklığı sözlerimizin çok açık delilidir.

Son çağın en büyük İslâm âlimi Said-i Nursî Hazretleri’nin kürt kökenli olması dolayısıyla bu konuda ayrılıkçılık yapmak isteyenlere karşı verdiği harika mesaj fevkalade ilginçtir: “Sakın siz siz olun, sizi Türklerden ayırmak isteyenlere rağbet etmeyin, inanmayın! Hele hele onlara kurşun sıkmayın. Onlara karşı gelen benim cemaatim değildir.”

Şaşkın medyanın telkiniyle hayatı boyunca bu yüce zâta karşı yapılan haksızlıkların bilmem diyetini nasıl ödeyeceğiz!

Memleket sevgisini İslâmın birliğini hayatı boyunca savunan Said-i Nursî Hazretleri, Güneydoğu’daki kardeşliğin de harika bir simgesidir.

Son yüzyılda hep yanlış kart oynadık, ahlâkımızı, kahramanlığımızı ve bütünlüğümüzü ayakta tutan bütün manevi değerlere kılıç çektik. Aslında bunun diyetini ödeyemezdik ama Allah bu milleti çok sevdiği için hep korudu ve gerçekleri geç de olsa fark etme fırsatı verdi.

Doğu-Batı kültürü içinde hırpalanan cemiyetimizde uzun yıllar dine karşı saldırılara muhatap olan insanımızda sayıları fevkalâde az da olsa bazen hırçın görüntüler görünmesi müsaade edin de çok doğaldır. Fakat hiç kimse İslâmi cemaatlerin, tarikatların millete, insanlara karşı bir eylem yaptığını görmüş değildir. Hatta bu cemaatler kendilerine yapılan tüm haksızlıklara rağmen milli bütünlük adına kardeşliği yürütmekte ısrarlıdırlar.

Hakikaten en eksik taraflarımızdan bir tanesi kendimizi, milletimizi anlamamakta gösterdiğimiz inattır. Marksistlerin bu inatta ısrar etmeleri doğaldır. Ama marksist olmayan pek çok aydıncığın bu inadı şeref madalyası gibi taşıması akıl alır birşey değildir.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 27 Nisan 1995 tarihli Beklenen Vakit Gazetesi’nden alınmıştır.