Besinler

İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem
İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem

D —BESİNLER:

Sağlık açısından en önemli sorunlardan biri de besinlerdir.

Önce besin almanın amacını iyi tanımamız gerekmektedir. Besin ilk görünüşde enerji salma hedefini temsil eder. Hâlbuki besinler asıl hayatın gayesi olan hücre yapımının devamını sağlar. Özellikle devamlı değişen ve yenilenen kan ve cinsiyet hücrelerinin devamlı yapımı, besinlerle sağlanır.

Eğer besin sadece enerji için alınsaydı, besi­nin cinsinin hiç önemi olmazdı. O zaman kendinize lâzım olan enerjiyi hesap ettirir, en ucuz olan besinden belli bir gram alır, işi hallederdik. İşte besinlerin hücre yapımındaki önemleri dolayısıyla ciddi seçimler yapmak zorundayız. Şu halde besinleri seçmek için, önce hücre neye muhtaçdır, onu bilmeliyiz.

Bir hücrenin en önemli yapı taşı D.N.A. mole­külüdür. Bu molekül üç temel maddeden kuru­ludur.

1— Fosfor.

2—Amino asidi bazları, (yani halk arasında Protein diye tanınan azotlu bileşikler);

3—Riboz dediğimiz bir şeker genellikle hücre içinde bu maddelerin çeşitli bağlantıları vardır. Daha önemlisi hücre çevresinde ve hücrenin minik elemanlarında çeşitli zarlar bulunur. Bu zarlarda önemli yapı maddesi, yağ bileşikleridir.

Önce bu temel maddeleri besinlerle nasıl alırız, kısaca bunu görelim.

Fosfor çeşitli hayvani besinlerden ve tohum niteliği taşıyan bitkisel yiyeceklerden alınır.

En çok balıkta, peynirde ve kuru yemişlerde bulunur.

Amino asidi bazlarını vücudumuz aldığı çeşitli prtoeinli besinleri işleyerek hazırlar. Demek bu amaçla proteinli besin almak yeterlidir. Proteinde yukarıda fosfor bahsinde saydığım yiyecekler de vardır. Eskiden proteinli besinler yalnız hayvani gıdalardan alınırsa yararlı olacak sanılırdı. Hâlbuki tohum niteliğindeki tahılların ve kuru yemişin proteini daha güçlüdür.

Vücutta işlenmesi açısından en iyi protein sütten ve sütlü besinlerden alınır. İkinci sırayı buğdayın proteini, daha sonra fasulya proteini alır.

Hücre temel maddesi için zorunlu olan Riboz, yalnız balda vardır. Ancak vücudumuz diğer şekerli besinlerden de Raboz yapabilmektedir.

Yağlara gelince, kesinlikle en yararlı yağ sütün yağı yani tereyağıdır. İkinci sırayı, hatta süte yakın kıymette ki sırayı, zeytinyağı alır. Bu, iki yağın dışındaki yağlar tartışma konusudur. Yağ bölümünde ayrıntıları anlatacağız.

Bu alınan 4 temel besinle iş bitmiyor. Çünkü fosforun hücreye bağlanması ve proteinden baz amino asitlerin yapımı için bazı ara kimya maddelerine ihtiyaç vardır. Ayrıca çeşitli besin maddelerini hücreye bağlayan, hücre ve dokularda kimyasal işlemleri hızlandıran vitamin dediğimiz maddelere muhtacız.

Beslenme sırasında son olarak vücut kimyasının elektriksel girişimlerini sağlayan su ve madenleri dikkate almak gerekir.

İşte beslenirken, bu temel ilkeleri mutlaka göz önüne almamız gerekir. Özellikle çağımızda; ekonomik yönlerini dikkate alarak.

A —ŞEKER VE ŞEKER BİLEŞİKLERİ İHTİVA EDEN BESİNLER:

Şekerli besinler denince genellikle şeker tadı veren besinler hatıra gelir.

Şeker bileşiklerin bir başka cinside nişastalı besinlerdir.

Şekerli besini alırken amacımız kalori ise tüm tad veren besinler nişastalı besinler seçilebilir.

Yok eğer hücre yapımını düşünürsek bu sırayı izlemeliyiz.

Bizzat riboz taşıyan bal, riboza en yakın şeker, glikoz ve meyve şekerleridir. Bal’dan sonra en iyi şeker üzümdür. Özellikle kuru üzüm. Bu yolla şeker alındığı zaman, bol miktarda C vitamini ve az da olsa diğer vitaminleri hatta bir mikdar kan yapıcı demir aldığımızı unutmayalım.

Bir kilo kuru üzüm yiyen kimsenin 4 kutu vitamin ve 1 kutu demir ilacını bedava aldığı hatırlanmalıdır. Ortalama olarak 1500 kaloride yakıt enerjisi alacaksınız. İhtiva ettiği glikoz 15 günlük yapım ihtiyacımıza yeterlidir. Okul çağındaki çocuklar için paha biçilmez bir besindir.

Ancak kalori almak amacı için belki pahalıdır. Mesela bu amaç için nişasta deposu olan patates çok daha ekonomiktir. Ancak tek amaçlı besin almak yerine ekmeği seçerseniz bu kez yararlı bir proteinle birlikte şeker de almış olursunuz (Nişasta nedeniyle).

Aşırı rejim ve zayıflama meraklılarına bir uyarımız var. Bu rejimler yapılırken vücud glikozdan mahrum kalıyor ve tehlikeli sorunlar ortaya çıkıyor. Ara sıra kuru üzümü unutmayın. Merak etmeyin, şişmanlatmaz.

B —PROTEİN VE FOSFORLU BESİNLER:

Özellikle ülkemiz açısından süt ve sütten üretilen peynir, yoğurt ile ekmek, en faydalı protein kaynağıdır.

Ülkemize has olan tarhana çorbası ve keşkek (tahıl ve kaynamış kemikle yapılan bir tür yemek) çok üstün protein kaynağıdır.

Fosfor ve protein için çok değerli bir besin hamsi ve hamsi yemekleridir.

Protein besinlerde lüks yemeklerin hiç bir üstünlüğü yoktur.

Özellikle gençlerin protein beslenmesi için hamsi balığı, peynir ve ekmeği seçmeleri çocuklar süt emerek protein almaları, yaşlıların peynir, yoğurt ve ekmek proteini seçmeleri uygun olur. Başlı başına Türk yemeği olan tarhana çorbası ve keşkek de her yaşdaki insan için ılımlı bir protein besinidir.

C — YAĞLAR:

Tıbda tartışması yapılan en karışık konulardan biri yağlardır. Son yıllarda yağların yakılma güçlüğüne ait arızalar, hele damar hastalıklarıyle kanda yağ seviyesinin yüksek olmasındaki ilgi yağları gündeme getirmiştir.

Yağdan söz ederken, sağlıklı kimselerle hastaların kullanacakları yağların farklı olması gerektiğine işaret edelim. Sağlıklı kimseler için en uygun yağ söyledimiz gibi zeytinyağı ile tereyağıdır. Ancak unutmayalım ki ilk bakışdan akla gelmeyen birçok yiyeceklerden de biz yağ alırız. Mesela fındık, ceviz, fıstık gibi kuruyemişlerden, peynir, süt gibi günlük yiyeceklerden, tahıllardan ve proteinli besinlerden de yağ alırız.

Bunlar aşırı alındığı takdirde zararlıdır. Yağın özellikle hücre zarı yapımında çok önemli görevine rağmen, kanda yanması oldukça zordur. Genel olarak insanların içinde bulunduğu bunalımlar, tabiattan uzak kirli havalı kent yaşayışı yağın kanda yanmasını güçlendirir.

Kanda kollestrol ve lipid artımı diye tanınan değişimler bu gerçeği dile getirir.

Bu tarz hastaların yağ seçiminde daha titiz davranması gerekir. Özellikle hayvanların iç yağları, beyin, karaciğer gibi organların yağlarıyle kuruyemişden alman yağlar tez yakılır. Böyle hastalar için mısır yağı da uygundur. Ancak sala­ta ve kahvaltılarda tereyağı ile zeytinyağı sakıncalı değildir.

Unutulmamalıdaki yağı almaktan çok kanda yakmasını bilmelidir. Bu konuda en etkili tedbir temiz hava, iyi bir moral ve imkân oranında spordur.

D — VİTAMİNLER:

Gerek besinlerin hücrelere intikal etmesinde gerekse çeşitli biyolojik alış verişlerde aracı olan bazı önemli biyolojik maddelere vitamin diyoruz. Vitaminlerin büyük çoğunluğu besinlerle, bir kısmı da doğrudan vitamin olarak alınır. Bir kısmı ise besinlerden ham madde olarak alınır sonra vücutta işlenerek vitamin oluşur.

Vitaminler iki gurupdur. Birinci grupda yağda eriyen vitaminler vardır. Bunlar yağ taşıyan besinlerle alınır. Veya ham yapı halinde meyve-terden alınıp, vücutta vitamin haline getirilir.

İkinci grup vitaminler suda erir ve tüm bitkiler aracılığıyle alınır. Bunları kısaca tanıtacağım.

A — Yağda Eriyen Vitaminler:

a) A Vitamini: Daha çok hayvani besinlerde; karaciğer, balık pastırma, süt, özellikle tereyağında ve balda çok bulunur. Bitkisel besinlerden nebatî yağlarda, özellikle zeytin yağında taze kuruyemişlerde, taze fındık ve ceviz de bulunur.

Görevi, epitel dediğimiz iç deriyi tazelemek, güçlü tutmaktır. Ayrıca gözün çeşitli katlarında görevlidir. Böbrek açısında da çok etkin görevi vardır.

b) D Vitamini: A vitaminin bulunduğu be­sinlerin hepsinde D vitamini vardır. Havuçta bol miktarda bulunur; görevi, kemiklere kalsiyumu işlemektir. Ancak etkin olması için güneş ışınına ihtiyaç vardır.

c) E Vitamini: Daha hızlı bir vitamindir. Bazı meyve tohumlarında, kuruyemişde az miktarda; fakat en çok zeytin yağında bulunur.

Üreme hücrelerini güçlendirir, kasların yor­gunluğunu engeller, bu yüzden kalp için yararlı bir vitamindir.

d) K Vitamini: Kanamayı engelleyen bu vitamin daha çok karaciğerde yapılır.

B — Suda Eriyen Vitaminler:

a) B Grubu Vitaminler: Bı, B2, B6, Bı2, Bl4 gibi farklı yapıda ve etkide vitaminler grubudur Bı vitamini, tüm yeşil sebezlerde, özellikle biber ve marulda bulunur. Sinir sistemini güçlendirir. Bı2 vitamini karaciğerde yapılır. Besinlerle alınmaz, kan yapıcıdır. B gurubu olarak topluca sebzelerde, maydanoz, marul gibi yiyeceklerde ve bol miktarda balda bulunur.

b)C Vitamini: Tüm hücrelere dayanıklılık verir. Biolojik (Hayati) işlemlerde devamlı kullanılan nakit para gibidir. Ateşli hastalıklarda vücudun direncim artırır. Ağız iç derisini ve diş etlerini besler.

C vitamini çok dayanıksızdır. Çabuk bozulur. Tüm meyvelerde sütte, balda ve taze sebzelerde vardır. C, vitamininin en çok bulunduğu yiyecekler: Elma, domates, nar, soğan, limon ve portakaldır. C vitamini çabuk bozulduğundan, Allah onu meyve ve sebzeciklerde kesecikler içine koymuştur. Nar, soğan ve limonda olduğu gibi.

Vücudun kimyası açısından daha pek çok vitamin vardır. Biotin acfolik gibi… Ancak bunlar canlı olaylar sırasında taze olarak yapılır besinlerle alınmaz. Bazı bilim adamları Bal’da bu tür vitaminlerin olduğu kanısındadır.

Birde vücudun hayatî olaylarını sağlayan ara maddeler vardır. Bunlara enzim denir. Bu maddeler özellikle peynir ve yoğurtta bulunur; Sütte, özellike, taze sütte (Anne sütü) mikrobara karşı koyan bağışıklık maddeleri bu enzimlerdir.

Bu açıdan bebekler için anne sütünün yerini tutacak bir besin yoktur. Yıllar boyu inkârcı bazı tıp çevreleri anne sütünü yermiş yerine uydurma mamalar önermişdi. Sonunda Dünya Sağlık Teşkilâtı, bir araştırma yaparak anne sütünden daha mükemmel bir besin olamayacağını tesbit etti ve kazanç amacıyla mamaların öğülmesini yasakladı.

Besinler konusundaki bilgileri özetlemek gerekirse, yiyecekler imkân nisbetinde tabdi şekli ile alınmalı ve taze olarak yenmelidir. Bu gün bütün ülkeler bu kurala uydukları halde, yazık ki biz, lüks olanın peşindeyiz. Amerika’da, Japonya da en zengin toplantılarda 25 gramlık Türk kuru üzümleri ikram edilirken, biz çikolatanın peşindeyiz.

E —MADENLER:

Besinlerle beraber biz birçok gerekli madenler de alırız. Bunlar bilinen bilinmeyen yanları ile pek çoktur. En önemlileri şunlardır.

1 Deniz canlılarındaki demir 2 değerlidir cansız dünyada genelde demir üç değerlidir. İki değerli demir, açık yeşil; üç değerli olan ise kahverengidir. Eğer bir besin, kesildiğinde, açık yeşilden kahverengiye doğru renk değiştiriyorsa, o besinde demir vardır. Bu deney, kansızlar için çok önemlidir. Çünkü kansızların demire ihtiyacı çoktur. Bunu daha çok meyve ve sebzelerden alırlar. (Eskiden karaciğer ve dalakdan alınır sanılırdı) Üzüm, elma, nar, maydanoz, marul en çok demir taşıyan besinlerdir.

Özellikle gençler, bu besinleri hergün almalıdır.

Kansızlar için şöyle bir uygulama tavsiye edilebilir.

Sabah kahvaltısında zeytinyağı, limonu bol zeytin ve bal; kuşluk ve ikindi zamanları 100 er gram kuru üzüm, akşam yemeğinden sonra 2 elma.

Kansızlar proteinlerini peynir, süt ve balıktan alabilirler.

2 —Tuz:

Besinlerde tuz kaçınılmaz bir maddedir. Tuz yoluyla sodyum dediğimiz bir maddeyi alırız. Sodyum hücrelerde suyun tutulmasını sağlar ki bu olay hayatın temelidir.

Biz normal olarak tuzu günlük besinlerden alırız. Yemeklerde ve özellikle ekmeğe kattığımız tuz bu amaçla kullanılır.

Yaşadığımız sürece iki olay nedeniyle aşırı tuza ihtiyaç vardır;

1-Terleme

2- İshal

bu iki durumda tuz almazsak hayatımız tehlikeye girer. Gerektiğinde fazla tuz almanın en uygun yolu, tuzlu ayrandır. Özellikle aşırı terlediğimiz zaman tuzlu ayranın hayatımız için zorunlu olduğunu unutmayınız.

Tuzla alman sodyumun ters işlemini yapan metal potasyumdur. Bu maddede vücut için gereklidir. Çünkü vücutta aşırı biriken suyu dışarı atar. Potasyum daha çok bitkilerde ve ette bulunur. Bu yüzden et, domates, salatalık gibi yiyeceklere tuz ekmek ihtiyacını duyarız. Bizde, bir yiyeceğe tuz ekmek desteği doğarsa onda çok potasyum var demektir. Ona tuz ekerek dolayısıyle sodyum katarak dengeliyoruz.

Zayıflama rejimi yapanlar, bu gerçekleri çok iyi bilmelidirler.

Daha birçok metalleri besinlerle alırız, bunlardan pek çoğunun önemi vardır, fakat bunları ayrıntı bilgiler saymak zorundayız.

F —SU:

Vücud için en önemli ihtiyaç şudur: Su insana enerji vermediği için besin sayılmaz. Ancak tüm beslenmenin amacı, kimyasal işlemler yapmaktır; bu görev, su içindeki iyonlar sayesinde yapılır.

Bu kadar hayati önemi olan su hakkında söyleyeceklerimizi ikiye ayırmak lazım.

a) İçme suyunun sağlık şartları,

b) İçme suyunun genelde önemi.

a) İçme suyunda en önemli sağlık şartı, suyun temiz, mikroplardan arınmış olmasıdır.

Kirli olduğundan şüphe edildiği zaman su kaynatılmalı, kaynamış su içilmeden önce havalandırılmalıdır. Bardaktan bardağa 25-30 kez aktarılırsa su havalanmış olur (Kaynamış su havasını yitirdiği için sindirimi olumsuz etkiler.)

İçme suyunun en önemli özelliği taşıdığı kireçdir; içme suyunda kireçli karbonat şeklinde bulunur. Bu madde, suda az miktarda olursa sindirimi kolaylaştırır; çok olursa, sindirim güçleşir. Atalarımız böyle hafif kireçli suya çok önem verirlerdi. Bu sayede iştahlı güçlü nesiler hep Türk-İslâm kuşaklarından gelirdi.

b) Genel anlamda suyun önemine gelince, özellikle su kaybedenler iştahlı olanlar, çok terleyenler soğuk olmamak şartıyla mutlaka yeterli suyu almalıdır. Su çay, ayran ve meşrubat olarak da alınabilir. Terlemede ayran, ishalde çay tercih edilmelidir. İshallerde tuzun, haşlanmış patatesle alınması uygun olur.

Su yerine alkollü içkileri âdet haline getirmek, insan sağlığına yapılan en büyük ihanettir.

Tabii suyun en yararlısı, toprak katları arasından süzülmüş, kireç ve mikroptan arınmış kaynak sularıdır.

İştahsızlar, midesi tembel olanlar, yemekten sonra şişkinik yapanlar önce bir doktora görünsünler. Belli bir hastalıkları yoksa kireci düşük kaynak suyu içmeyi denesinler. Pekçok şeyin sırf suya itina etmekle düzeldiğini göreceklerdir.

Su bahsini açmışken, maden sularına da değinmek istenim. Arzın derinliklerinden gelen bu sular zararsız olup, aksine yararlı radiaktif iyonlar taşırlar; Safra yolları ve mideleri tembel olanlar için, ilaçtan daha iyidir.

Su yerine içilen içecekleri; yararlılık sırasıyle şöyle sıralayabiliriz.

Süt, balşerbeti, ayran, taze sıkılmış meyve suları, özellikle havuç ve elma suyu, beş kutu vitamin hapından iyidir. Bu nimetler, memleketimizde hem bol hem ucuzdur. Gençlerimiz bunlara bir alışsa, ataları gibi onlarında bileğini büken çıkamaz. Üstelik balşerbeti ve süt aynı zamanda Peygamberimiz SA.S. sünnetidir.

Çay ve kahveye gelince: Bunlar sağlıklı kimseler için aşırıya gitmemek şartıyle kesinlikle zararsızdır. Aksine pekçok faydaları vardır. Ancak unutmayalım sağlıklı kişiler için,

Çay ve kahve, vücut içi uyarıcıdır; yorgunlukları giderir, beynin çalışmasını hızlandırdığı gibi, mide çalışmasını da hızlandırdığı için sindirimi kolaylaştırır. Bu yüzden yemekten sonra içilmesinde yarar vardır.

Eski Türkler arasında çay yalnız hastalara verilirdi. 13′üncü yüz yılda yaşayan ünlü Türk Velisi Ahmed Yasevi, çayı tavsiye etmiş ve çay alışkanlığı oradan başlamıştır.

Şimdi daha önemli bir bahse geçiyoruz; ruh sağlığı.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem (Ankara, 1985) kitabından alınmıştır.