Basın Girdabı…

Memleketimizde her yerde olduğu gibi pekçok menfaat grubları vardır. Bu menfaat grupları toplumları istediği yönde bilinçlendirmek için devamlı sloganlar üretir. Bunlardan bir tanesi son günlerin gündeminde ısrarla ve yaygın biçimde bayrak haline gelmiştir: “Temiz toplum, temiz yönetim, temiz politika”. Fakat bu sloganları üretenlerin hiçbiri hastalığın asıl merkezine dokunmamaktadır. Çünkü o zaman ortaya gerçek slogan çıkacaktır ki, bu slogan memleketin muhtaç olduğu en ciddi bir slogandır: ‘Temiz basın.”

Memlekette işler ne zaman kökten iyileşmeye gitse bir kısım basın “memleket batıyor” diye iyileşmenin önüne taş koyar. Bunun nedeni Türkiye’nin iyileştirilebilmesi için bir takım menfaat kurumlarının kuyruğuna basmak zorunluluğudur. Böyle olunca da çıkarcıların ana merkezinde gizlenen bir kısım basının gerçekleri ters-yüz etmesi olağandır.

Basın Girdabı...
Basın Girdabı…

Bütün dünya ülkelerinde basının kendi sınırını aşacak bir faşist etki haline gelmemesi için tedbirler alınmıştır. Amerika’da ve batıda hiçbir batılı ülke yoktur ki, basını başıboş bırakarak ülkenin tek hâkim unsuru olmasına göz yumsun. Bizde ne zaman bu uygar ülkelere benzer tedbirler alınmak istenmişse bir kısım basın yuvasından fırlamış “sansür geliyor” diye feryat etmiştir. Bir de güya çare anahtarı olarak “Basın konseyi kurup biz kendimizi denetleyelim” perdesinin arkasına kaçmışlardır. Nitekim basın konseyi kurulmuş ancak hiçbir etkin faaliyet gösterememiştir.

Hükümet bir kısım basının çılgınlığa varan eylemlerine karşı batıdaki tedbirlerin bir kısmını ülkemize getirmek istemektedir. Elbette böyleleri kızılca kıyameti koparacaktır. Türk basınına göz attığımız takdirde tirajın büyük kısmını promosyonlarla ellerinde tutan iki dev basın kuruluşu tam manasıyla tröstleşmiştir. Bu tekelcilik aslında basında olduğu takdirde hem ekonominin, hem demokrasinin kanserleşmesine yol açar. Dev basın firmalarının bir kısmı öyle büyük ekonomik girişimler içindedirler ki, bunların devlet kontrolünde tutulması mümkün bile değildir.

Bunların ticari alandaki girişimlerine karşı mafya dâhil hiçbir güç rakip olamaz. Böyle olunca da kendilerini devletten üstün görmek, istedikleri hükümetleri düşürmek ya da bir köşede başvekillik sırası bekleyen kimseleri kazandırmak gayretine girişirler.

Kendilerinden başka bir basının ortaya çıkmasını engellemek için onlarca uyduruk gazete çıkarırlar. Dağıtımı kendi ellerine alırlar bayilere faşist baskılar kurarak tüm gücün sahibi olmak isterler.

Bu ülkenin arınması manevi değerlerinin kazanılması için ilk yapılacak iş basını arındırmak ve temiz basın koşulunu getirmek gerekir. Basın gücünü mütecaviz olmaktan, yalan haber yazmaktan değil gerçeği temsil etmekten almalıdır. Yansız olmak herhangi bir partiyi tutmak veya tutmamak anlamına gelmez. Hadiselere bakış açışında objektivite dediğimiz gerçekçilik ve dürüstlük kavramını taşımakla mümkündür.

Elli yıldan fazladır bir olayı hiç unutmam. Talebe iken Şehzadebaşı’nda bir sinemaya gitmiştik. Tesadüfen Neyzen Tevfik de orada idi. Filmin ilk onbeş dakikasından sonra nehre atlayan bir kızı, bir delikanlı da arkasından atlayarak kurtardı. O sırada Neyzen Tevfik ayağa kalkıp “Ben gidiyorum, filmin sonu belli oldu.” Benim gibi meraklı birçok talebe “neymiş üstad filmin sonu” diye sordular. O da “bu oğlan kızı kurtardı ya, ırzına geçecek” dedi. Talebeler gülüştü… O daha enteresan bir cümle söyledi. “Bu önemli değil, daha kötüsü kurtarmadığı halde ırzına geçmektir” dedi.

Millete hiçbir yararı olmayan ne üretimiyle, ne yol göstermesiyle hiçbir kurtarıcı rolü olmayan bir kısım basının demokrasiye tecavüz etmesini gerçekten hazmetmek mümkün değildir.

Hükümet yeni basın kanununu mutlaka çıkarmalıdır. Hatta keşke yapabilse de basındaki bazı çirkinlikleri ortaya koyan ciddi bir araştırma gündeme getirse… Ah bir süper savcı çıksa da basını karşısına alıp bir soruşturma açsa!..

– Kaynak: Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 28 Kasım 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.