Dr. Haluk Nurbaki

Ateist’in Dünü, Bugünü, Yarını…

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

dev ilim adamlarının Allah inancına getirdikleri ilmî açıklamaları görmezlikten gelerek, geçen yüzyılın çöplüklerini karıştıran çağımız Ateistlerine acımamak ve onların nasipsizliklerini klinik bir vaka olarak kabul etmemek mümkün değildir.

Ateist’in Dünü, Bugünü, Yarını

Ateist’in Dünü, Bugünü, Yarını

Dünya denen imtihan sahnesinde güzel ile çirkinin, hayır ile şerrin mücadelesi sürer gider. Ve bir gün, ilâhî emrin “PAYDOS” emri ile gerçekler yeryüzüne seriliverir. Tarihin en eski devirlerinden beri devam eden bu mücadelede, har an kıyafet değiştiren inkâr fikri, 19. yüzyılın başından bu yana ilim maskesini takmış görünüyor. Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu maske düşmüş, ilim kendi “hürriyeti” içinde gerçekleri öz kaynaklarından öğrenmeye başlamıştır. Aslında fevkalâde önemli olan bu hâdise çirkin ateisti derinden vurmuş ve onu ne yapacağını şaşırmış hâle getirmiştir. Bu durumda ateistin yaptığı şey, büyük bir yüzsüzlükle ilim maskesini takınmak ve âdi yalanları ortaya atmak olmuştur. Ufolar, galaksilerden mesaj alma gayretleri, evrim illüzyonları ve reankarnasyon masalları; Ateistlerin, başlarına çöken enkazdan kurtulma çabalarıdır. Bu gayretler, daha farklı makyajlarla kendini gösteren ve ateistin son madrabazı elan Deccal’a kadar sürüp gidecek ve onun şahsında âdeta heykelleşecektir Bu yazımda sizlere, ateistin dünden kalanla bugün yaptıklarını ve yarın yapacaklarını ana hedefler açısından tanıtmak istiyorum.

Farkında olsun veya olmasın bugünün Ateisti, ilme sahtekârlıklar sokarak Deccal heykelinin kaidesini oluşturur. Bu oyunu bozmak için önce ateistin temel hedefini tayin etmek gerekir. Bu hedef, kâinattaki ilâhî nizâmı ve Allah inancını yok etmekten çok, bu konularda tereddütler uyandırıp değişik yorumlar yaparak Semavî kitapların varlığını ortadan kaldırmaktır. Mü’ minler çok iyi bilirler ki, Şeytan’ın merakı Allah’ı inkârdan ziyade başta Kuran olmak üzere Semavî kitapların gerçeğine karşı insanlarda tereddüt oluşturmak, inançlarını yıkmak ve değer hükümlerini yok etmektir. Fakat dikkat ederseniz, düne kadar evrim masalı ile uyuttuktan insanları ve kâinattaki kusursuz faaliyete “tesadüf” diyerek şaşırttıkları zihinleri, artık ellerinde tutamaz hale gelmişlerdir.

 “İnkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.” (Bediüzzaman)

Bu insanlar, ilâhî nizâmı görmeye başlamış ve evrim masalının mahiyetini ilmî yönden anlamışlardır. Bunun üzerine ateistler tekrar metod değiştirmiş ve Semavî kitapların değerini hiçe indirmek için “Uzaydan gelen mesajlar” safsatasını yaymaya başlamıştır. Onlara göre böylelikle insanlar, Allah’ın bir lütfü olan Semavî kitapları uzaydaki akıllı insanların gönderdiğini sanacak ve Din kavramı üç manevî değerleri hiçe sayıp, tam Deccal’in istediği bir “ortam” meydana getireceklerdir.

Şimdi Ateizmin bugüne kadar ortaya koyduğu çürük düşüncelerin neler olduğunu görecek ve bu hilelerini birer birer yok edeceğiz.

1- ALLAH İNANCI VE KÂİNATTAKİ MUHTEŞEM ÂHENK

19. yüzyıldaki ilmî gelişmeler. Ateistin hasta ruhunu kamçılayarak onda bir inkârcılık furyası başlattı. Başlangıçta sadece bir moda hüviyetinde görünen bu şer, Marksizm kazanına düşünce, yeryüzünde bir felâket bombası patladı. Milyonlarca insan bu kasırganın altında ezilip gitti. 20. yüzyılın ilk yarısında ilim, yeniden insanoğlunun imdadına yetişti. Watson’un DNA’yı keşfi, evrim mantığını ve tesadüflere bel bağlayanların çılgınlığını bir anda yok etti. Çünkü DNA’nın keşfi ve ona bağlı olarak gelişen genetik ilmi, bütün canlıların yapısındaki müthiş sun ve akılalmaz programı açıklıyordu. Buna göre her canlının yaratılması, kusursuz bir kompütür programı dâhilinde gerçekleşiyordu. Arka arkaya gelen olaylar ve keşifler, önce evrimi ortadan kaldırdı, sonra da çevresindeki canlılara ve kâinat’a bakıp da “tesadüf” diyen ahmak Ateistin ağzına, bir daha açılması mümkün olmayan bir kilit vurdu. Düne kadar kendisinin ilim adamı olduğu için Ateist olduğunu savunmaya çalışanlar, Allah’ın varlığını kaçınılmaz bir gerçek olarak kabul ve ispat eden dev ilim adamları karşısında, buz üzerindeki yazı gibi eriyip gitti. Einstein, Heisenberg, Fermi gibi unlu fizikçilerin Allah a inançları, yeni ilim adamlarıyla da yaygınlaşınca artık Fizik ve Biyoloji de aklı başın da inkarcı kalmadı. Son 10 yılda ise Paul Davıes ve Martin Gardner’in Allah inancı konusundaki beyanları, ilim dünyasındaki son Ateist süprüntüleri de temizleyip attı Paul Davies’in “Modern Fizik ve Allah İnancı” adlı eseri, beyin hücrelerinde hasar olmayan bütün insanlara Allah’ın Fizik açısından kabulünü mecburi kılıyordu. Çağımızın en büyük matematikçilerinden sayıları Martin Gardner ise matematiğin sonsuz ufkunda Allah inancını, hem de kelimesi kelimesine Kur’an’ın tanımladığı sınırlar içerisinde bulmuş ve “DUANIN FİZİĞİ’” adlı eserinde yazdığı gerçekleri, bütün ilim dünyasına yansıtmıştır. Böylesine dev ilim adamlarının Allah inancına getirdikleri ilmî açıklamaları görmezlikten gelerek, geçen yüzyılın çöplüklerini karıştıran çağımız Ateistlerine acımamak ve onların nasipsizliklerini klinik bir vaka olarak kabul etmemek mümkün değildir.

Zafer okuyucuları, Fizik, Matematik ve Biyoloji açısından Allah inancına ait daha önceden verdiğimiz bilgileri hatırlayacaklardır. Ancak makalenin başında da belirttiğimiz gibi Ateistin asıl gayesi, Allah inancını değil dinleri yıkmaktır ve bunun için de ateistin elinde mantar tabancasından başka bir şey yoktur.

Şimdi, Ateistin gücünü bu derece zayıflatan faktörlere devam edelim.

2- İNSAN VE KÂİNAT

Çoğu insan, yüce Yaradan’ın kendisine gösterdiği ikram ve itibarı görmezlikten gele gele ateistin oyuncağı olmaktadır. Şimdi size binlerce misâl arasından dört önemli misâl vereceğim Böylece yüce kitabımızın insana verdiği önemin sırrını anlayacağız. Umuyoruz ki böylelikle ateistlerin tuzağına düşen bazı kişilerin de, uzayda daha gelişmiş varlıklar arama çılgınlığı, sona erecektir.

Vereceğim misâller, her an elimiz altında olan nimetlerden bazılarıdır.

a) Ceviz: Dünya tabiatında pek çok bitki ve meyvanın, insana nasıl hizmet ettiğini biliyoruz. Ancak bunu daha iyi anlamak için cevizdeki hikmeti seyretmek gerekiyor. Bir cevizi elinize alınca, en dışında bir yeşil kabuk, sonra tahta bir yapı, sonra ince bir zar ve sonra da içinde tartışmasız şekilde insan beynini hatırlatan beyaz bir yapı ile karşılaşırız.

“İki yarım küreli beyin için yaratılmıştır. Görenler için ibret almak ne kadar kolay…”

Ceviz, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisine, sert kabuğu ile kafatasına, içindeki zarı ile beyin zarına, asıl meyvası ile beyne benzeyen harika bit gıdadır Beynimizin küçültülmüş bir modeli olan cevizin meyvalar arasında gümüş iyonu ihtiva eden tek meyva olması elbette harikadır. Fakat bu gümüş iyonuna, icra ettiği elektronik vazife açısından ihtiyaç duyan tek organın beyin olduğunu söylersek, sanırız bu muhteşem benzerlik ve mükemmel yaradılış karşısında tüyleriniz diken diken olacaktır. Böyle bir hikmeti görmezlikten gelen veya onu tesadüfe havale edenler hakkında hükmü siz veriniz.

b) Elma: Bir elmanın taşıdığı sağlık reçetesinde iki değerlikli demir bulunduğunu ve C vitamini ile insanın hayat kaynağı olan kemik iliğine verdiği müthiş reçeteyi daha önceki yazılanınızda da belirtmiştik. Elmanın taşıdığı demir ve C vitamini, insanın bir günlük ihtiyacı kadardır. Daha akıl almaz hikmet ise gerek C vitamini ve gerekse iki değerlikli demin çok değişken kimyevi yapılar oldukları için, bu kıymetli metaller bozulmasın diye elmanın terkibine meyva asitlerinin konmuş olmasıdır. Hikmet içindeki bir başka hikmete bakınız ki, bu meyva asitleri mideyi tahrip etmesin diye elmanın terkibine karbonat iyonları yerleştirilmiştir. Bu müthiş kansızlık ilâcının fark edilmesi için elmanın İlâhî kudret tarafından kırmızıya boyanması da bir başka harikadır. Allah’ın rahmet ve merhametinin âdeta cisimleşmiş numuneleri olan bu meyvaların yaratılmasını tesadüflerin şuursuz ellerine havale etmek mümkün müdür?

c) Ozon Meselesi: Biraz Astro Fizik bilgisi olan bilir ki, yeryüzünü Güneş ışınlarından koruyan Atmosferin 20 ila 40 km’lerine rastlayan bölgesinde Ozon dediğimiz gaz tabakası vardır. Bilindiği gibi ozon oksijenin üçlü molekülüdür Bu tabaka güneş ışınlarının sert ve yakıcı olanlarını süzerek yumuşak ve hayat verici olan dalgalarının arza intikâlini sağlar. Allah’ın yüce sanatının inceliğine bakınız ki bütün perdeler ışınların yumuşağını tutup sertini salıverdiği halde Ozon; Fiziğin bu temel kanununu bozarak, sertini tutup yumuşağını salıverir. Bir Fizikçi, böyle bir perdenin varlığındaki hikmeti Allah’a teslim olmadan izah edemez. Ozon’un kutuplarda ince Ekvatorda kalın olmasının hikmetini ise Allah’ın atmosfere koyduğu akıl almaz kompütürünün dışında izah etmek mümkün değildir. Ozon tabakası, hava kirlenmesi ile dengeli olarak atmosferin oksijen oranını sabit tutmakla vazifeli kılındığı gibi, dünyamızın da güneş tarafından yakılmasını engelleyen bir perde olarak çalışır Bütün dünyayı çevreleyerek üzerimize açılan bu rahmet şemsiyesini görmezlikten gelmek veya onu tesadüflere bağlamak gerçekten büyük nasipsizliktir.

d) İnsanlara Hizmet: Canlı ve cansızların tamamı, insana hizmetle vazifeli kılınmışlar ve bu iş için âdeta yanşa girmişlerdir Ekmekten peynire kadar çeşitli besin maddelerini geliştiren bakteriler de bunlar arasındadır. Meselâ yoğurdu meydana getiren bakteriler sütü işlerken, önce çoğalma gayesiyle sütü parçalamaktadır. Bu safhada meydana gelen terkibin insana hiçbir faydası yoktur. Ancak kısa kir sûre sonra yoğurtta akıl almaz bir işlem başlar ve bakteriler, üremelerini durdurarak kendi ölümlerine yol açan ATP maddesini üretmeye koyulur. İnsan için hayatî olan madde, işte fosforun bu harika bileşimidir. Bakterilerin kendilerini yok etmek pahasına insanları ihya eden bir kimyevî bileşimi üretmesi, İlâhî emrin ve sonsuz bir merhametin dışında acaba ne ile açıklanabilir?

Ateistleri İlâhî mucizeler ve emirlerle tokatlamak zevkine doyamadığım için sizlere birkaç misâl daha vereceğim. Bakınız ne haşhaş bitkisinin morfini, ne yüksük otunun kalp ilâcı (dijitalin) ve ne de nanenin mentolü, uzaktan yakından bu bitkilerin kendileri için değildir. Fakat bunlar, insan için hayatî öneme haizdir. Bugün hastalıklar için kullanılan ilâçların tamamı ya bitkilerden ya da antibiyotiklerde olduğu gibi, tabiat sahnesinde nöbet tutan mikroplardan sağlanır. Bu durum, bitki ve mikropların Allah’ın emirlerine olan sınırsız itaatinin neticesidir. Ve Ateistlere de ders olmalıdır.

3- KUR’AN’IN BENZERSİZ YÜCELİĞİ VE DEĞİŞMEZLİĞİ

Önce çok önemli bir noktayı belirtmek istiyorum Bugün ilim dünyasında olsun, politik sahnede olsun pek çok inançsız kişi, İslâmî ilimlerin, aklî değil nakli kaideler getirdiği kanaatini taşımakta ve bu yüzden de dini tenkid edebilmektedir. Fakat işin garip tarafına bakınız ki. Kur’an’a dil uzatmak cüretini gösteren bu terbiyesizler, bu iş için 10-12 asır önce yaşamış olan filozofların nakillerinden istifade ederler. Bugün hangi cahil 1100 sene önceki tedavi metodlarıyla ortaya çıkıp modern tıbba kafa tutabilir ki? Ateistlerin yaptıktan şey bundan kesinlikle farklı değildir ve gerçek bir yüz karası hüviyetindedir. Hiçbir ilmî kariyeri olmayan böcek toplayıcılarının nakillerine bel bağlayarak Kuran gibi bir güneşe tükürmek isteyenler, sadece kendi üzerlerini pislerler.

Yüce kitabımız Kur an’ın en harika sırlarından bir tanesi, safiyeti ve ilmî yönüdür. Kuran’-ı da iyiliğe, güzelliğe ve günümüzün en modern teknik gelişmelerine ters düşecek değil bir ifade, harf bile bulmak mümkün değildir Çünkü Kur’an, Cenab-ı Hakkın dev hilkat kompütürünün satırlara ve hükümlere yansıması hikmetidir.

Zafer okuyucularına daha önce de ayrıntıları ile açıkladığım gibi. Kuran, çağımızın Fizik ve Astro Fizik temel kanunlarının tamamını net bir şekilde açıklamaktadır. Dünyanın dönüşünden kürevî şekline, kara deliklerden atoma kadar çok açık tanımlan getiren bu kitabın içinde eksik aramak, kendi iğrenç kafasının boşluğunda toplanan irini karıştırmaktır. Böylelerin üzerine, bütün galaksi ve atomların laneti yağmaktadır.

Kur’an’ın ilmin her dalına ve hayatın her anına ışık tutan âyetlerindeki muhteşem mucizelerden, özet halinde bir kaç örnek vermek istiyorum.

1- Vakıa Sûresi, Âyet 75-76:

“Artık yok olan yıldızların yerine kasem ederim (ilmî delil gösteririm) ve gerçekten bilseniz o ne yüceler yücesi bir yemindir.”

Açıkça görüldüğü gibi, kâinatın en büyük Astro Fizik hâdisesi olan Kara delikler (Black Holes), 1400 yıl öncesinden net bir şekilde dile getirilmiştir.

2- Yasin Sûresi, Âyet 36:

“O Allah ki her şeyden münezzehtir. Arzdan çıkanlardan, kendi nefislerinizden ve daha nice bilmediklerinizden her şeyi, ateşler halinde yaratmıştır.”

Görüldüğü gibi yine fiziğin en güçlü hâdiselerinden biri olan “varlıkların çift eş olarak yaratıldıktan gerçeği” açık açık Yüce Kur’an’da bildirilmiştir. Bu gerçeği Fiziğe ilk getiren Maurice Dirac, bilindiği üzere Nobel mükâfatını almıştı (Parite-Parity-Ezvâc Teorisi)

3- Tekvir Süresi, Âyet 15-16:

“Kasem ederim enerjisini özünde toplayıp pusanlara ve bir yörüngede akıp gidenlere” (Hunnes ve Kunnes) Atom çek değinin bundan daha nefis tarifi olur mu?

4- Rahman Sûresi, Âyet 19-20:

“(Allah) iki denizi kavuşmaları için salıvermiştir. Aralarında görünmez bir engel vardır, karışmıyorlar.”

Ünlü Kaptan Cousteau’yu hayran bırakan bu âyetin varlığındaki gerçeği, Cousteau Cebeli Tank Boğazındaki deneyleri ile ispat etmiştir.

5- Fussilet Sûresi, Âyet 47:

“Onun bilgisi dışında hiç bir dişi gebe kalamaz.”

Genetik Mühendisliği ilerledikten sonra, gebe kalma hâdisesindeki akıl almaz biyolojik güçlükler anlaşılabilmiştir Bu olay Genetik şifre sırlan çözülene kadar, dişi ve erkek hücrelerinin bir araya gelmesinden ibaret olan sıradan bir hâdise sanılmıştır. Son yıllarda terk edilmiştir ki eskiden kromozom diye bilinen genetik şifre vagonlarının ötesinde, insan için 60.000 istidadın bu genetik kartlarla nakli de söz konusudur. İnsandaki bu istidatların yaklaşık olarak 30 000′ini annenin yumurta hücresi, 30 000′ini de babanın meni hücresi nakleder. Bundan dolayıdır ki insan vücudundaki bütün hücreler 46 kromozom taşıdığı halde, meni hücresi ve annenin yumurta hücresi 23 kromozom taşır. Yani 23 vagonda, istidatların yarısı olan 30.000 genetik şifreyi ihtiva eder. Anneden gelen istidatlarla babadan gelen istidatlar, yaklaşık sayı olarak bilinen 60.000 genetik kara tamamlayarak yeni bir insanın genetik şifresini yazmaktadır. Ancak bu akıl almaz biyolojik olaydaki asıl problem, genetik kartların kendilerindeki eksikleri tamamlama şeklinde yatar. Anne, kendinde mevcut istidatların eksiklerini, etrafında sıralanan 250 milyon sperm hücresinin sadece birinden temin edecektir. Eğer bu gelişigüzel bir birleşme olsaydı, %95’i iki başlı, dört ayaklı, dört kulaklı yahut dalaksız ve çift karaciğeri gibi hilkat garibeleri olacaktı. Ancak yumurta hücresi kendindeki eksik kardan bulurken 250 milyon fincanla oynanan bir yüzük oyununu sergiler ve her seferinde yüzüğü ilk harekette bulup yakalar. 60 000 istidadın hiç birisi eksik olmadan gerçeklesen bu mucize, ilahi ilmin kromozomlara yansıyan küçük bir örneğidir. Her şeyi içine alan o ilim ve kudret karşısında secdeye kapanmamak veya onu inkâra sapmak, gerçekten büyük bir nasipsizliktir.

İşte yukarıdaki Ayeti Kerimede bu gerçek dile getiriliyor ve “Bunu ancak ilâhî ilim sağlar” buyuruluyor.

6- Kur’an’ın Matematik Sırları:

Kur’an’da 19 ve 7 sayısının bir şifre anahtarı olarak âyet ve harfleri yorumladığını ve yine 19 sayısının birçok sûrelerin harf sayıları ile entegre olduğunu daha önce de ifade etmiştik. Kur’an’ın bu sistemi, onun kesin olarak bir şifre kitabı olmasının ve bir harfinin dahi değiştirilemediğinin çok açık delilidir.

7- Kur’an’ın İlmî Mucizeleri’nin en önemli yanı geleceğin Fiziğine verdiği açıklamalardır Bugün için varlığı kabul edilip tanımlanamayan beşinci, altıncı ve yedinci boyutlar hakkında Kur’an ayetleri geleceğin Fizikçisine ışık tutmaktadır.

Kur’an âyetlerinin zamanı geldikçe sırlarının açıklanacağı, yine o âyetlerin bir bir hükmüdür. Kur’an’ın ekonomik ve sosyal hükümlerinin tamamı, belli bir zaman dilimine değil de kıyamete kadar bütün bir zaman demetine yöneliktir. Bundan dolayıdır ki bugün için fark edilmeyen bar çok gerçek, anmanı geldikçe tak tak hikmetini göstermektedir. Eğer dünyamızın ömrü varsa, bu gerçeklerin önümüzdeki asırlarda da devam edeceği açıktır.

Kur’an’ın eskimezliği onun en büyük mucizelerinden biridir. Çağımızın en büyük düşünürlerinden olan Garaudy Kuran için; “Kur’an dün, bugün ve yarın için eskimeyen tek kitaptır. Onun hükümleri, dünya durdukça en iyiyi ve en güzeli temsil edecektir” diyor.

Garaudy’nin bu sözü Kur’an hükümleri için “Acaba bu çağın insanına da yeterli midir?” diyenlere verilecek güzel bir cevap olsa gerektir.

“Böylesine dev ilim adamlarının Allah inacına getirdikleri ilmi açıklamaları görmezlikten gelerek, geçen yüzyılın çöplüklerini karıştıran çağıma Ateistlerine acımamak ve onların nasipsizliklerini klinik bir vaka olarak kabul etmemek mümkün değildir.”

Zafer İlim Araştırma Dergisi, Aralık-1991, Sayı 180

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Zafer Dergisi (Aralık 1991, Sayı: 180)’den  alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!