ALPERENLER DEVRİ / 3

KEŞKE BİR FEDERATİF KAVRAM KURABİLSEK

Ayrıca bugünkü ümmet şeyi, toplamı bir federatif kavramdır, federatif kavramdır. Keşke bütün İslamlar kendi bulundukları cemaatleri ıslah edebilseler de bir federatif kavram kurabilsek.

Birbirimizi desteklemekten aciziz. Cezayir’ in bağımsızlığına oy vermedik ya! Afganistan’a ne kadar yardım ettik? Hangi ümmet fikrinden bahsediyoruz? Afganistan’da… Hadi peki, diyelim ki siyasi sebeplerden dolayı kitleler, devletler bu işe fazla sokulamadı… Peki, yüreğimizden ağlamakta mı yasak? Kaç kişi ağladı? Bir zeytinle üç gün savaşıp, üç gün sonra perişan olan Afganlı kardeşi için kaç kişi ağladı? Yazar mı Allah ümmet defterine?

Kolay Değil İslamiyet!

Çok ince bir şey İslamiyet, inanınız yani. O kadar ince bir şey ki; tasavvufta bir kaide vardır: derviş, kardeşinin karnı ağrıdığı zaman kendisi başka yerde dahi bulunsa karnı ağrımıyorsa onların tekke nizamı teşekkül etmemiştir, kolay değil İslamiyet!

Daha biz bunu almışız… Adam… Bakın bana Konya’ da, Selçuk Üniversitesi’nde Mevlana sempozyumunda, Şems geldikten sonra Mevlana’da ne değişiklik oldu, neydi bu olay? Diye sordular… Bunun felsefesi şudur;

Mevlana’nın kendi anlatması; Ben Şems gelmeden sıcak bir ocağın başına oturmuşsam ısınıyordum ama Şems geldikten sonra sıcak ocağın başında üşümeyi öğrendim. Çünkü o bana üşüyen müminlerin varlığını anlattı. Ben Şems gelmeden evvel iyi bir yemek bulunca karnım doyuyordu ama şems geldikten sonra o yemek boğazıma durdu çünkü aç kardeşlerimi düşündüm.

Kolay değil İslamiyet, çok mükemmel bir şey… Allah hepimize özünü nasip etsin İnşallah.


Konu Başlıkları


İSLAM EĞİTİMİ DEDİĞİMİZ ZAMAN

İslam eğitimi dediğimiz zaman dört başı mahmur olması lazım geldiğini, İslami koşullar içerisinde olması lazım geldiğini kabul etmemek mümkün değil ama bir şeyi hesap etmemiz lazım… Bizi, bir takım hadiseler farzlardan birini (zorlamaya) terk etmeye zorlarsa, diyelim ki üç tane farz var; birisi geldi diyor ki: bunun iki tanesini yaparsın; üçünü birden yaptırmam sana, diyor. En önemlilerini yapmak zorundayız çünkü yine mecellenin “ehem – mühim tercihi” var.

Tesettürün İffet Ve Namusla Hiçbir İlgisi Yok

Şimdi diyelim ki başının örtüsünü çıkaracak, bunu çıkar demek çok yanlış bir şey… Başörtüsüz… Yahut da bir kere tabii onu da yanlış anladığımız için tekrar edeyim: tesettürün iffet ve namusla hiçbir ilgisi yok. Tesettür disiplinli, zarafet, kıyafet de değil… Ve kadını… İslamiyet’in kadına ismet ve tesettür vermesinin sebebi kadını yüceltmek içindir. Çünkü kadına insanlar, İslamiyet gelene kadar bir et yığını olarak kullanılacak… Şehveti için kullanılacak bir meta olarak baktı. İslamiyet diyor ki: hayır! Sende tefsir okuyacaksın, ilim okuyacaksın… Erkekle eşitsin. Sana bu gözle bakmaması için insanların, tesettürüne riayet et ki; sen karşılarına geldiğin zaman dişi bir meta diye düşünmesinler. Haysiyetli, kendisi gibi şuurlu bir insan diye düşünsünler. Nitekim bu yüzdendir ki tesettür mümineyedir.

Bir insanın Hristiyan bir karısı olsa, bir de İslam karısı olsa; Hristiyan karısı istediği kıyafetle gezebilir. Çünkü mümineyedir tesettür. Eğer namus meselesinden olsaydı, Hristiyan karısına gelince namus serbest de, Müslüman karısına gelince mi namus yasak olacaktı?

Binaenaleyh, biz tesettürü lütfen iffet ve namusla karıştırmayalım. Bu o kadına verilen çok yüksek bir mevkiinin sembolüdür. Bunu anlayamamış; biz anlatamamışız. Biz kadına… Kardeşim biz seni niye kapatıyoruz… Şimdiye kadar insanoğlu sana bir et, bir şehvet makinası olarak bakıyordu! Sen değilsin…

O Zaman Tesettüre Lüzum Yok Ki Zaten

Benimle aynı haklara sahipsin! Resulullah bu kaideyi getirdi; ben senin bu mevkiini anlatabilmek için karşımda seninle oturup tefsir çalışabilmek için Cenab-ı Hakk sana tesettürü emretti. Yoksa hem tesettür, hem kapan, hiçbir işe karışma… O zaman tesettüre lüzum yok ki zaten! Tesettür; bir takım faaliyetleri yapıyorsa kıymetlidir. Evde kapalı insanın tesettür… Kimlere; cinlere, şeytanlara mı tesettür yapacak? Biz bu incelikleri kavrayacağız.

Taviz Vermek Gibi Bir Zorunluluk Varsa

İkincisi; biz, buna rağmen bir taviz vermek gibi bir zorunluluk varsa, bence mutlaka ilmi tercih etmek lazım çünkü ilmi, biz tercih etmediğimiz zaman o hukuk fakültesine senin kızın gitmezse bir ateistin kızı giderse… Ondan sonra bir ateistin kızı, Marksist olur, o fakültede talebe yetiştirir; o talebe, sen yarın mahkemeye gittiğin zaman “efendim namaz kılmayan insan değildir” dedi diye 15 seneye mahkûm eder. Ama senin kızın giderse orada ona göre hâkim yetiştirir, vicdanlı hâkim yetiştirir ona göre cevap alır. Hangisi iyidir? Farz et ki başını açtığı için 35 sene yandı, 35 milyon sene yandı cehennemde… O mu iyidir; yoksa o ilmin yerini, bir hainin yerini kapmak mı iyidir? Bunları insan keffarıyla bilecek ama senle beraber mi? Keşke mümkün olsa da… Hayat şartları güzel olsa da hem tesettürüne, hem camide ibadetine, hem fakültede ibadetine kızı etkin, bir arada olsa, şüphesiz ki en iyisi olur ama o olmadığı zaman ilmin peşini bırakmamalıyız.

Bugün bakınız, (bale okulunda, bale okulunda diyorum…) bale artistleri arasında, Ankara’da benim bir arkadaşım götürdü… Gel bir işim var, falan diye, tiyatroya gideceğiz dedi. Oradan beni balo salonuna soktu, bale (şeyi yapıyorlar) provası yapıyorlar… Ya!? Bir 10 dakika… Şimdi bitiyormuş, birisine bir şey soracağım falan diye beni oyalıyormuş. Neyse provaları bitti. Provaların arasında 8 tane kız bir tarafa doğru koşarak gitti. Gel, dedi… Onlardan birini göreceğiz, dedi. Gittik baktık, bir oda açıldı; odada her birisinin topuğuna kadar feraceyeler var. Giydiler… Hepsi ikindi namazı kıldılar.

Şimdi size bu basit gibi bir şey geliyor. Niye orada tesettüre riayet etmiyor sahnede dönerken niye namazını… Kazın ayağı öyle değil! Bunlardan bir tanesi Avrupa’da çeşitli bale gösterileri yaptığı zaman, gazete dedi ki; namazını bırakmayan bale artisti bütün İslam ülkeleri arasında, namazın her şartta kılınabileceğini gösterdi; bravo kendisine, dedi. Bunlar basit şeyler değil. O, onun hesabını versin; tesettürüne riayet etmediğinin… O ayrı mesele ama unutmayalım: her şeyde, her dalda mutlaka İslam’ın bireyi olmalı. Ama bu demek değildir ki: ben ilim yapıyorum, tesettüre riayet etmiyorum diye bana günah yazılmaz, hayır! Mutlaka yazılır, bu ayrı mesele… O Ayrı mesele ama çok inisiyatifimizi kullanmamız lazım ve sonra bir şeyi unutmamak lazım; “insanları baştan çıkaran şeytandır.”

MESELE GÖNÜLLERE ŞEYTANIN GİRMEYECEĞİ BİR AHLAKI GETİRMEK

İnsanları ne televizyon baştan çıkarır, ne bilmem tan gazetesi. Kızınızı kapattınız, ettiniz… Bir de çelik zırhın içerisine koydunuz, dağın başına koydunuz. Kızınızı baştan çıkaracak zaten şeytandır. Oraya gelmeyecek mi, şeytan? Mesele gönüllere şeytanın girmeyeceği bir ahlakı getirmek…

Hangi Aşıyı Yaptırdın?

Öyle bir mümine yetiştireceksiniz ki, şeytan kapısının önünden geçemeyecek. Ne kalacak geriye: İslami şiara riayet etmek. O daha kolay. Ama biz bunu yapmamışız… Şiarı getirmişiz, örtüyü getirmişiz… Şeytanın onu yemesine mani olacak tedbiri almamışız. Her zaman söylerim; çoluğuna kızamık aşısı yaptıran, çocuğuna kızıl aşısı yaptıran baba evladını ateist mikroplara karşı, evrim teorisine karşı, Marksist teorilere karşı hangi aşıyı yaptırdın? Hesabı sorulacak.

Üç Yüz Senedir Ameli Verdik, İmanı Veremedik

Sure-i Tekvir’de ki: “Ve izâl mev’ûdetu suilet., Bi eyyi zenbin kutilet” Ayet-i kerimesi zannetmeyin ki yalnız diri diri gömülen kızlara… Efendimiz açıklamış:

İmanı diri diri gömülen gençlerin hesabı sorulacak, diyor.

İmanı diri diri gömülen gençlerin hesabı sorulacaktır. Bunların hepsinin hesabını vereceğiz. Onun için imanı yeni kuşaklara bir kere dört dörtlük vereceğiz. Biz üç yüz senedir ameli verdik, imanı veremedik. Biraz son çağlarda bozukluğumuzun en büyük sebebi budur. Ameli verdik, imanın tarifini bile veremedik.

Bakınız kelime-i şehadet getiriyor manası nedir diye ben üniversite mezunu on senedir namaz kılan arkadaşıma kelime- i şehadet… Efendim, işte, Allah’ın birliği… Yahu söyle bir. Dilinin altında geveliyor, söyle. Efendim Allah’tan başka Allah yoktur ancak O vardır Muhabbet o… Hayır! O Lailahe illallah Muhammeden Rasulullah’ın karşılığı. Eşhedü enla ilahe illallah, Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah öyle demek değil.

Gördüm ki… Eşhedü demek “gördüm ki” demek. Allah’tan başka hiçbir güç, kudret, tapılacak mefhum yoktur. Ancak Allah vardır! Gördüm ki dedikten sonra cayamazsın çünkü. İslamiyet “eşhedüyü” mecbur tutmuş.


Kaleme alınan bu sohbet, Haluk Nurbaki’nin 19.02.1988 tarihinde Almanya Aachen’de yaptığı konferanstan bir bölümdür. Sohbetin başı: Alperenler Devri / 2

ALPERENLER DEVRİ / 3” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir