ALPERENLER DEVRİ / 2


BİZİM TÜRK KÖYLÜSÜ ACAYİPTİR!

Ben sandım ki, hani muayenehaneye falan geliyor… Bizim Türk köylüsü acayiptir; ben Müslümanlıktan bahsediyorum… Muayenehaneye de gelmiş, muayene parası vermiş ise, hastası da iyi olmamışsa, bazen bana böyle sataşır. Böyle bir şey sandım; biraz sonra açıldı, dedi ki:

Yani, (dedi) elalem orada (dedi) Rasulullah’a dil uzatacak, sende oruç tutup, cennete gideceksin öyle mi pezevenk, dedi bir daha kapattı.

EFENDİMİZE DİL UZATANLARIN HEPSİ HOMOSEKSÜELDİR

Fakat bana oruç kafayla adamın vaziyeti öyle bir dokundu ki, dedim ki “adam haklı!” Adam haklı dedim, aldım kalemi elime, en güzel makalelerimden birsidir… Bu dil uzatanlara, (tabi çeşitli sahalarda onlar sataşmış İslamiyet’e) hepsine toptan bir cevap verdim; Rasulullah efendimizin bahsinde dedim ki:

Yeryüzünde Rasulullah’a dil uzatan üç tane meşhur adam vardır; üçünün de homoseksüel olduğu tespit edilmiştir. Benim yaptığım tespitlere bakarsanız, bu mecmuanın içinde yazı yazanlar ve diğer bazı Efendimize dil uzatanların hepsi homoseksüeldir. Bunu adi bir küfür saymayınız, işte diplomam, dedim. Kim ki ben Rasulullah’a dil uzattım ama ben erkeğim, derse gelsin Ankara’ya, kanında erkeklik hormonunu tahlil ettirelim… Doğru çıkarsa ben doktorluktan vazgeçiyorum; diplomamı da yırtıyorum, dedim. Altına da: hepinizin dedim evvela aids testini yaptıracağım, ondan sonra da kanınızda erkeklik hormonunu yaptıracağım, dedim.

Gazetede (şimdi) yirmi gün sonra filan, bayramdan sonra çıkmış oldu. O, Denizli’linin bana söylendikten sonra… Bayramdan sonra Denizli’li beni aradı, (çok affedersiniz) “Ta…nı yiyeyim hoca,” diyor.

TESLİM OLUNACAK VELİ KİM, ACABA?

  • İzleyici: Efendim! Bende bir şey sormak isterim.
  • Haluk Nurbaki: Buyurun.
  • İzleyici: Estağfurullah! Hz. Mevlana’dan bütün Velilerin başı olarak geldiğini söylediniz, Hacı Bektaş-i Veli’ye kadar. Şimdi ki teslim olunacak Veli kim acaba?
  • Haluk Nurbaki: Yani benim, mi diyeyim?
  • İzleyici: Birinci sorum bu…
  • Haluk Nurbaki: Evet.

Hepiniz Alperenlerin Devamısınız, Horasan Programı Devam Ediyor!

  • İzleyici: İkinci sorum, Türklerin bu memlekete gelip Belçika’da veya Hollanda’da veya Almanya’da; Almanların veya diğer Hristiyanların Müslüman olmasına sebep olan da Türklerdir… Ve sözünüzde haklısınız! İnşallah, bu bayrağı vermeyecek kimseye…
  • Haluk Nurbaki: İnşallah, inşallah! Sayenizde. Bence hepiniz alperenlerin devamısınız.
  • İzleyici: Sağ olun.
  • Haluk Nurbaki: Horasan programı devam ediyor, bitmiş değil. İnşallah bunun doğru olduğunu hep beraber müşahede edeceğiz. Hepimiz birden iftihar edeceğiz inşallah.

Bu Devirde “Alperen” Aramak Zorundayız

Efendim, Cenab- ı Hakk’ın velayet vaziyetindeki hikmeti şudur: Bir defa biz bu devirde, bu tarz bir veliyi aramak yerine Alperen aramak zorundayız. Yani bu devirde, bir velinin manevi kurbetiyle bir takım bağlılıklar yapma devri değildir (bu devir, devirdir). Bu devirde de pek yüce veliler vardır, zaten Cenab-ı Hakk’ın veli manzumesi hiç eksilmez. Birisi öldüğünde yerine otomatikman adayı vardır gelir, şu kadar puan alan gelmiştir onun yerine oturur. Ama asıl bizim üzerinde duracağımız şey: bu devir Alperenler devridir. Yani sizlersiniz.

Birbirinize Sarılın, En İyi “Velilik Oyunu” Odur

Bu devir, derviş devridir. Bunu Ankara’da da pek çok yakınlarım sorarlar, aynı cevabı veririm. Bu devir gönlünde İslam aşkı yaşayan, yaşatan ve bu uğurda mücadele veren, en azından gönlünün sırrı içerisinde “Aman Ya Rabbi ne olacak halimiz?” diyen insanlar var ya; bu devirin makbulleri bunlardır. Birbirinize sarılın, en iyi velilik oyunu odur.

Madem sırasında şimdi hep beraber bir de; Cenab-ı Hakk’ın İnşallah, Afganlı kardeşlerimize ve Filistin’li kardeşlerimize bir an önce nefes almak, başlarındaki düşmanlarını kaldırarak hür devlet kurmak nasip etsin. Elimizden gelen her an duamızı da yapalım onlara, inşallah maddi yardım fırsatımız olursa onu da yapalım. Ve lillâhil fatiha tekrar.

İnşaallah öteki dünyada da hangimizin eline fırsat geçerse birbirimize şefaat edelim. Tüm İslam felsefesinde birçok sohbetlerin sonunda kesin olarak dua budur. Kimin öteki dünyada daha makbul olacağını yalnız Allah bilir. Bu çok kesin bir kuraldır. İstediği mertebelerde istediğin… Şehitler hariç, şehitleri açık söylemiş: direkt cennetime alırım, diyor muhasebesi yoktur onların. Onun dışında kimin daha makbul olduğunu ancak Allah bilir, onun için, içinizden hanginize fırsat düşerse birbirinize şefaat etsin inşallah.

“TÜRK – İSLAM” SENTEZİ

  • İzleyici: Sayın değerli hocam! Ben bir soru sormak istiyorum.
  • Haluk Nurbaki: Buyurun.
  • İzleyici: Neden biz “Türk İslam” senteziyle yoğurulmak istiyoruz ama niçin “İslam Türk” senteziyle değil? Bunu öğrenmek istiyorum.
  • Haluk Nurbaki: Tamamen kelime meselesi.
  • İzleyici: Bunun için çok araştırma yaptım ben.
  • Haluk Nurbaki: Ben size söyleyeyim, bana başkaları da sordu; tamamen kelime meselesi… İki kelime birisi sedalı, birisi sedasız kullanılırsa sedalı başa gelir. Yani Türlüğün ve hiçbir zaman, hiçbir zaman “kan” ruhun, gönlün üstüne çıkması mümkün değildir. İslamiyet’in üzerinde hiçbir rütbe olmaz. Ne kavmi rütbe olur, ne beşeri rütbe olur. Binaenaleyh, asıl olan elbette İslam olmaktır.

Kelimenin seçilmesi, “Türk” ve “İslam” demesi… “İslam Türk” daha soyut olur, yani tamamen gramere ait bir olay; aşağı iyi kelime kullandığınız zaman eğer “Müslüman Türk” derseniz, “Müslümanı” başa alıp “Müslüman Türk” dersiniz fakat “İslam Türk…” kelime tırmalar. Onun için “Türk-İslam” denmiş.

Ve sonra bir şey daha var, Türkiye’de biz bu konuda yirmi senedir mücadele veriyoruz ve bu gün çok ileri derecede ateist olmayan bütün zümrelere bunu tutturduk, yani bir kamu bağlantısı oldu. İnanınız ki birçok kimseler bu fikri benimsemeye başladı. Zaman zaman mücadele ettiler, kavga ettiler, gazetelerde hakkımda neler yazıldı; “Yeniden şeriat hortluyor,” atalara İslam – Türk dediler, Müslüman – Türk dediler… Ama bir kamuoyuna bir mesaj getirdik… Ve bu tamamen bir gramer insizyonudur; “Türklüğü” başa alarak yağ yakma felan değil. Yoksa İslam’ın başta olmasını düşündürmeyecek, düşünmeyecek insanın bu davada işi yok zaten inanınız buna.

  • İzleyici: Meseleyi şu açıdan ele aldım da, bizim diğer şekilde İslam – Türk dediğiniz zamanlar aramızda pis pis gülenler oluyor… Bayrak meselesi İslam’ın bayrağını tekrar Allah’ın bizim elimize vereceği meselesi…
  • Haluk Nurbaki: Evet.
  • İzleyici: …Duydum ben, tam anlamda inancım benim şöyle: yıllarca bu bayrağı taşıyan değerli Türk büyüklerimizin kabirlerine halen ve halen biz sahip çıkıyoruz…
  • Haluk Nurbaki: Doğru.
  • İzleyici: …Onların değerlerini bizler biliyoruz. Onun için hatırlatma yapmak istemiştim.
  • Haluk Nurbaki: Peki…

Evet, biraz yorulduk gibi, şimdi bize bu arkadaşlarınız büyük bir tuzak kurmuşlar; yarın üç yerde, pazar günü de üç yerde; altı yerde daha konferansımız var. Onun için kusura bakmayın müsaade alacağım, ancak motorun götürebileceğiz oraya kadar.

  • İzleyici: Bütün Müslümanların bir ümmet altında toplanması gerekiyor. Burada bu ümmet… Toplanması ne demek? Ne Arap, ne Türk, ne Çinli herhangi bir buna rastlayan bir fark olmaması gerekiyor. Ama eğer biz kendimizi Türk – İslam sentezi altında yetiştirmeye kalkarsak… Ve tabii ki biz ümmet olmak da istiyoruz, birleşmekte istiyoruz; buradaki bir çelişki doğmayacak mı, bu çelişki nasıl açıkla…
  • Haluk Nurbaki: Şimdi evvela size ümmet olayını bir anlatayım.

İSLAM ÜMMETÇİLİĞİ

Şimdi şu anda Türkiye’nin değil, İslam ülkeleri tek tek de değil; dünya politikasının ve dünya ekonomisinin can damarı Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan servetidir. Dünyadaki bütün servetleri bir kefeye koyun, bu üç devletin servetini bir kefeye koyun… Bu üç devletin serveti ağır basıyor, terazide. Ve nasıl olup da bu üç devleti süper devlet diye isimlendirdiğimiz, dev ordulara, dev silahlara malik olan devletlerin yok etme girişimine girmediklerini, aralarında paylaşma girişimine girmediklerini dünyada ekonomi ve politika bilen insanlar hayretle seyrediyor, bunu. Nasıl oluyor da bunları paramparça etmiyorlar, diye.

İnanınız (benim namaz sureleri yorumumda vardır) Cenab-ı Hakkın bu devletleri koruması, bu serveti koruması tamamen Kureyş suresinde verdiği taahhüttür. Siz emin olacaksınız; her türlü şerden, beladan, tehlikeden emin olacaksınız diye verdiği taahhüt dolayısıyla insanlar bir türlü bu üç büyük kefede toplanan servete hücum etmiyorlar.

İslam En İyi Politika, Ekonomi, Hukuk, Sosyoloji Bilen İnsandır

Ümmet fikriyle, herhangi bir nüfus harekâtı da bunu içerisine dağılıp da bir kuvvet mekanizması yürütülmek istenirse dünyada (bunu), ancak kendi kendimizi imha etmek gibi bir yanlış taktiktir. Bu demek değildir ki ümmet fikri dinde yoktur (demek değildir) ama İslam, en iyi politika bilen, en iyi ekonomi bilen, en iyi hukuk bilen, en iyi sosyoloji bilen insandır.

Bütün bunları ortaya açtıktan sonra bütün bunların planı içerisinde neyi yapacağını, neyi yapmayacağını çok iyi tespit etmesi lazım, İslam’ın… Bugün, daha henüz bir İslam Ekonomisi kitabı yazılmamıştır, bir İslam sosyolojisi kitabı yazılmamıştır, bir İslam hukuku kitabı yazılmamıştır. Biz kalkıp ta bunların hiçbirisi yokken; İslam Ümmetçiliği etrafında bir hayale kapılırsak gideceğimiz yer İslam’a vahim bir düşman kitlesi oluşturmaktan başka bir şey değildir.

Evvela İslamiyet’in Ne Demek Olduğunu Anlayalım

Biz evvela kendimiz İslamiyet’in ne demek olduğunu anlayalım. Kim biliyor hangi Hocaefendi biliyor? Hangi din âlimi diye geçinen cami eşrafı da dâhil… Kim aklınıza geliyorsa onlar da dâhil; İslam ekonomisini çıksın tarif etsin bakayım şurada bana! Haluk Nurbaki’ye mi kalmalı, İslam ekonomisinin tarifi?

İslam hukukundan haberi yok, İslam hukukunu adam ancak mecellede kalmış bir takım formüllerden ibaret sayıyor. Dünya hukuk sistemleriyle İslam hukukunu tartışmalı olarak eleştiren bir adam çıkıp da dünya toplumlarına, İslam hukukunun önemini, İslam ekonomisinin önemini, İslam sosyolojisinin önemini yapmadan; ortada sermaye yokken nasıl bir devleti bir günde kurarsınız. Bence bir İslam devleti kurulacak sermaye yoktur ortada.

İslam Ümmeti Keyfiyetini Osmanlı Bile Becerememiştir.

Biz, şimdi, demin, biraz evvel sizi alperenler diye övdük… Almanya’da kaç işçi var? Milyonla işçi var. Kaç tanesi sizin gibi imanlı? Hesap edin bakalım. Bir cemaatin bir cemiyetin mutlaka kendi içerisinde belli bir seviyeye gelip belli bir tasarruf göstermesi lazım… Zaten bugün yeryüzünde bulunan bir milyar İslam, İslam şuurunu, İslam ekonomisini, İslam sosyolojisini, İslam hukukunu öğrenirse sorun kalmaz zaten. Mücadeleye de lüzum kalmaz. Her şey biter o anda. Bütün dünya İslam’ın ışığı altında lambalarını söndürür, “tamam senin lamban” der.

Ama biz temel ilkeleri yapmadan bir mevhum koyuverip, o mevhumun etrafına gidersek gemiyi batırırız. Gemiye hangi malzemeyi koyduk, kaç ton, nereye kadar kaldırabilir, dalganın sürati nedir, karşıdaki sahil kaç metredir? Bunu hesap etmeden hiçbir şey yapılmaz ki!

İslam ümmeti etrafında toplanma keyfiyetini Osmanlı bile becerememiştir. Nasıl becerememiş? İşte Tacikistan’daki, Kazakistan’daki, Türkmenistan’daki Türkler Osmanlı İmparatorluğuna bizi himaye edin diye müracaat ettiği halde himayeden elini çekmiş. Kendi kafasına göre, kendi politikasına göre dört devlet toplamış… Yarısı Sırp, yarısı Yunan bir imparatorluk kurmuş; İslam Ülkelerini temsil etmiş mi, etmemiş! Halifeyim demiş… Nasıl halifesin sen? Hani ya seçim, hani ya biat müessesesi?

Yani biz, yalnız bir taraflarını aldığımız zaman evvela, bir defa kaybolmuş tarihin derinliklerinde maalesef İslam âlimlerinin kalıpçılık, şekilcilikleri yüzünden bir türlü ortaya çıkmamış İslam gerçeğini ortaya koymamışız ki, İslam Ümmetinden bahsedelim. Biz İslam bayrağının ve İslam nurunun devamını, yaşamasını ön görüyoruz da onun için Türk – İslam sentezinden bahsediyoruz.

Kendi Kafasına Göre İslam Devleti Kuracak!

Hadi sen ümmet bul da ben şimdi sana “ümmet devleti” kurayım. Millet bul da “millet devleti” kurayım ama öyle bir şey kurmamış ki… (Evvela bana, karşıma aldığım adam) mesela, diyelim ki Türkiye’de bunun çok tartışması yapılıyor… “İslam Devleti” kolay mı bu? Senin hukukundan haberin yok, ekonominden haberin yok, sosyolojiden haberin yok Mehmet Efendi çıkacak, İslam devleti kuracak, neye göre? Kendi kafasına göre!

Bu Mu İslamiyet’i Anlamak?

Türkiye’de, insanların politikada ezan okunurken seçim konuşması yaparken susmak en solcu partiden, en sağcı partiye kadar adet olmuş, bu mu İslamiyet’i anlamak? Çağırın sorun bakalım hangisi bu hususta bir eser hazırlatmış? Hangisi bu ekonominin derinliklerini batı ekonomisiyle mukayese etmiş? Yok! Kuran’ı doğru düzgün okuyan yok! Daha, doğru dürüst Türkiye’de Kuran çevirisi yok. Yeryüzündeki milletlerin Kuran’larını tetkik ediyorum… En kötüsü bizim çeviri. Fransız’ınki de daha iyi, Alman’ınki de daha iyi, İngiliz’inki de daha iyi. Nasıl yola çıkacağız da hangi ümmete sahip olacağız? Kendi kendimizin, kendi aile yuvamız içerisinde İslamiyet’in nezaketini kuramamışız. Ya Arap geleneksel kadın düşmanlığını İslamiyet’in malı gibi görmüşüz yahut acemin kendi laubali cinsel hayatı içerisindeki nikâhları İslam gibi görmüşüz. Bunların hiçbirisi İslam değil, ama bunları ayıklayamamışız daha…

İslam Kadını Eşit Kılan Müessesedir: Biz Ne Hale Getirmişiz!

Bir İslam kadınını, İslamiyet bakınız kadını haysiyetli yere getirip eşit kılan müessesedir, biz ne hale getirmişiz! İslamiyet kadınınıza tefsir öğretin demiş, biz kadına okuma yazmayı öğretmemişiz. Ondan sonra çıkacak ümmet kuracağız ha!

Fahri Kâinat Efendimiz ashabına demiş ki, hukuk hakkında soru soranlara: benden sonra Ayşe size vaaz yapacak hukuk hakkında, ben ona öğretiyorum o size öğretecek demiş, biz kızımızı hukuk fakültesine gönderirsek gâvur olacak zannetmişiz. Sünnettir bir Türk kızının hukuk öğrenmesi. Bunları görmüş müyüz?

Hz. Peygamberin hayatını tetkik etmemişiz, uydurma bir takım yozlaştırılmış ya İran menşeili, ya Arap milliyetçiliğine dayalı Emevi menşeili bir takım karışık nosyonlarla İslamiyet’e sahip çıkacağız… olur mu bu?

On Beş Asır Sonrasının Dini Aslında, İslamiyet

Çok aziz bir din, çok lüks bir din! inanınız 15 asır sonrasının dini aslında, İslamiyet. Çok lüks bir din. Biz, Cenab-ı Hakk’ın bize vereceği lütuf ve hidayet nispetinde bir köşesinden girmeye çalışıyoruz, yoksa kolay iş değil.

Lafı açtığımız zaman, bugün, İslam cemaatinin içerisinde yaşayıp da namaz kılan yeryüzünde benim tahminim 100 milyon kişi var… 99 milyon 500 bini namazda ne okuduğunun manasını bilmiyor. Namazı niye kıldığını bilmiyor, olur mu?

Ümmet: Çok Manevi Bir Olay

Ümmet demek, çok kıymetli bir şey! Ümmet, milletten çok ötede çok manevi bir olay… Bunun için çok daha hamız, daha çok köprüden geçmeliyiz. Allah müsaade etse de keşke kurulsun.

EFENDİMİZ “RAHMETEN’LİL ALEMİN”DİR

Sonra, ayrıca bir şey daha var; Efendimiz “Rahmeten lil Alemin” dir. Bütün milletlerin, bütün dinlerin, bütün inançların hatta inançsızların rahmet vericisi efendimizdir. Yeryüzünde kim yaşıyorsa Efendimiz sayesinde onun rahmeti sayesinde yaşamaktadır. Laf olsun diye konmamış ki Kuran’a bu ayet.

Binaenaleyh, bütün bu motif içerisinde bir Müslüman Rahmeten Lil Alemin olan peygamberinin bir zerreye kadar hiç olmazsa benzer olması lazım. İnsanlığa bakarken, topluma bakarken, karısına, kızına bakarken, kadın erkek eşitliğine bakarken bütün bunları Efendimizin karakteri içerisinde muhafaza etmiştir.

Ben şimdi bir misal vereyim de bakın ne hale geldiniz:

Efendimiz, Hz. Ayşe ile haftada bir defa Medine’de koşu yapardı. Bir tane diyanet işleri reisi çıkıp da koşu yapabilir mi, karısıyla yanında gezemiyor! Bu nasıl İslamiyet? Niye? Emeviler devrinde Arap milliyetçiliği nüksetmiş, kadını eve kapatmış; İran çıkmış ortaya, kadınları haftalık kiralamış onu din saymış… Bunlarla ümmet mi kurulur? Ben ümmet kurayım hadi; bunların hepsini atarım kapı dışarı, kimi bulacağım? İşin doğrusu bu; birbirimizi aldatmayalım! Beynimizi yanlış şeylerle, mefhumlarla yıkamayalım.

İSLAM NURUNUN BİR MESAFE ALMASINI SAĞLAYALIM

Gerçeği görelim ve bir ucundan sığındığımız şu İslam nurunun bir mesafe almasını sağlayalım… Sonra ne olur? Allah kendisi gösterir. Öyle bir ortam hâsıl olur ki islamın bütün gerçekleri anlatılır, anlaşılır efendimizin istediği mükemmel bir İslam cemaati teşekkül eder. O zaman her şeyin sırası gelir.


Kaleme alınan bu sohbet, Haluk Nurbaki’nin 19.02.1988 tarihinde Almanya Aachen’de yaptığı konferanstan bir bölümdür. Sohbetin devamı: Alperenler Devri / 3

ALPERENLER DEVRİ / 2” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir