Ahlâk İnkâr Edilmeden İslâm İnkâr Edilemez!

Ahlâk İnkâr Edilmeden İslâm İnkâr Edilemez!
Ahlâk İnkâr Edilmeden İslâm İnkâr Edilemez!

Hatırlarsınız, bir süre önce bu sayfada fizik inkâr edilmeden Allah inkâr edilemez diye seslenmiştim. Şimdi de ahlâk inkâr edilmeden İslâm’ın inkâr edilemeyeceğini dile getirmek istiyorum.

Bugün yeryüzünde toplumları ayakta tutan hakiki ve ahlâki kuralların hemen hepsi semavi dinlerden alınmıştır. Gerçi Marksist ülkelerin dahi uyguladığı bu yasalar, zaman içinde asıllarına göre yıpranmıştır, fakat temel çizgiler reddi inkâr edilmeyecek şekilde Allah’ın kullarına direktifleri istikametini korumaktadır.

İnsanı tüm varlıklardan ayıran, ona haysiyet kazandıran düşünce ve yaşam biçimi ahlâk dediğimiz çok üstün bir manevi değer ölçüsüdür. Bu ölçüyü yüce kitabımız ve onun benzersiz uygulayıcısı Fahr-i Kâinat Efendimiz öylesine billurlaştırmıştır ki; onu inkâr etmeden İslâm’ı inkâra imkân yoktur! İslâmiyetin aleyhindeki iğrenç ve insafsız iftira kampanyaları bu yüce ahlâkı yerinden oynatamamıştır.

İnsan neslinin başlangıcından beri bir türlü yerine koyamadığı kadın erkek eşitliği ancak islâmiyetin nurlu ışığı ile gerçeğini bulmuştur. Hiçbir tartışmaya fırsat vermeyecek şekilde Kur’an, kadın erkek eşitliğini emretmiş, Efendimiz uygulamalarında çok açık bir şekilde kadınları layık olduğu çizgiye getirmiştir.

  1. Hz. Nesibe‘nin 12 kişilik Medine Danışma Kurulu’nda üye olması,
  2. Hz. Şifa‘nın Medine belediye görevlerini takibe görevlendirilmesi, bunun en çarpıcı örnekleridir.
  3. Koskoca islâm hukukunun yorumunu Hz. Aişe vasıtasıyla ilim dünyasına yansıtması da İslâm’da kadını ikinci sınıf içinde görme gayreti içinde olanlara gösterilen kırmızı bir karttır.

Çağımızda kadına güya özgürlük veriyoruz diye onu yeniden cariyeler çağının şehvet sembolü yapmaya yönelik gayretler gerçekten hazindir.

İslâm’ın ahlâka getirdiği en büyük güzellik ise ahlâkı yorumlama tarzıdır. Ahlâkın ilim sahibi olmak, insan eşitliğine sınırsız bir bağlılık demek olduğunu; zalimin zulmünü yüzüne karşı söylemek cesareti, vatanı uğruna canını feda etmek, feragat demek olduğunu ancak İslâm’ı keşfederek tanıyabiliriz.

Daha önemlisi, İslâm’ın ahlâkı ekonominin temeline oturmasıdır. İslâmiyet ekonominin temelinde insan ihtirası ve vahşetini yasaklayarak tüm sömürülerin (faiz başta olmak üzere) reddetmiştir. Böylece İslâmiyet, ahlâkı sıradan bir beyefendilik görüntüsü olmaktan çıkararak haysiyetli bir yaşam biçimi tarzına çevirmiştir. Sınırsız bir çalışkanlıkla kazanmanın, kazandığını başkaları ile paylaşmanın sırrını öğretmiştir. Bu muhteşem yaşam tarzını bilmeyenler için bu tarz hayat hayal sanılabilir. Hâlbuki bu tarz insanlık güzelliği şüphesiz başta asr-ı saadet olmak üzere Selçuklu devrinde ve Osmanlı’nın büyük bir kısmında yaşanmış ve İslâm olmayanlara bile dudak ısırtmıştır.

İslâm’ın insan haysiyetine verdiği önem, hapis cezasına karşı çıkması ve hakkı daima çalışandan yana savunması, ahlâkın ayrı köşelerindeki akıl almaz güzelliklerdir. Toplumu iç bünyesinde bir mikrop gibi kemiren her türlü haksız kazanca, kötü alışkanlıklara getirdiği ambargo ise, büsbütün bir mucizedir. Tıpkı koruyucu tebabet gibi toplumu felâketlerden korumaktadır. Her türlü yanlıştan ahlâkiliğin fazileti içinde eritmiş ve insan olmanın zevkini bahşetmiştir.

İslâmiyeti reddettiğiniz takdirde, kadının eşitliği başta olmak üzere, ilim öğrenmeyi, haysiyetli çalışmayı, başkalarına zarar vermeyen kazanç tarzını reddediyorsunuz demektir. Tam sırtlan dövüşü bir ekonomiye, Allah’ı düşünmeye fırsat vermeyen bir dünya tutkusuna taşımak istiyorsunuz demektir. Elbette elinde bazı imkânların (para, gençlik, sağlık) ilelebet kalacağını sananlar, sırtlan gibi yaşamayı tercih edecek ve İslâm’ı reddetmenin savunucuları olacaklardır. Evet, İslâm ahlâkını, daha genel olarak insana yakışır biçimde bir ahlâkın varlığını ve gerçeğini istemeyenler, İslâmı inkâr ederler, fakat toplumdan manevi değerler kaybolunca o toplumun ne hale geleceğini görmemek için Marksizmin yakın tarihini bilmeyecek kadar kör olmak lâzım. Herkes çok iyi bilmelidir ki, İslâm’ı inkâr eden, ahlâkı dinamitliyor demektir!.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 14 Kasım 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.